Perfil de gizemİnsanlar başaklara benze...FotosBlogLibro de visitasMás Herramientas Ayuda

İnsanlar başaklara benzerler. İçleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler...

Dostlarınla öyle bir yaşa ki ; düşman olduğunda söyleyecek tek bir sözü olmasın. Düşmanlarınla öyle bir yaşa ki ; dost olduğunda yüzün kızarmasın.

gizem

Ubicación

 

 

Sevgide güneş gibi ol,

 Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,

Hataları örtmede gece gibi ol,

 Tevazuda toprak gibi ol,

 Öfkede ölü gibi ol,

 her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.


Espera...
El comentario que has escrito es demasiado largo. Acórtalo.
No has escrito nada. Vuelve a intentarlo.
No se puede agregar tu comentario en este momento. Vuelve a intentarlo más tarde.
Para agregar un comentario, necesitas permiso de tus padres. Pedir permiso
Tus padres han desactivado los comentarios.
No se puede eliminar tu comentario en este momento. Vuelve a intentarlo más tarde.
Has superado el número máximo de comentarios que se puede dejar en un día. Vuelve a intentarlo en 24 horas.
Se ha deshabilitado la capacidad de tu cuenta de dejar comentarios porque nuestros sistemas indican que podrías estar enviando correo no solicitado a otros usuarios. Si crees que tu cuenta se ha deshabilitado por error, ponte en contacto con el servicio de soporte técnico de Windows Live.
Para terminar de dejar tu comentario, realiza la siguiente comprobación de seguridad.
Los caracteres que escribas en la comprobación de seguridad deben coincidir con los de la imagen o el audio.
feta akıncıescribió:
her ne olursan ol ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol  dost
30 Oct
 

 

Es-selamün Aleyküm Kardeşlerim...  

Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sûre vardır. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. " (Kadir sûresi, 97/ 1-5)

Kadir Gecesi’ni, namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak değerlendirmeli.
Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar. Süfyan-ı Sevrî: “Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.” (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313) demiştir.

 Hz. Aişe validemiz demiştir ki; Rasûlullah (sas)’e: “- Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?” diye sordum. Rasûlullah (sas):
“- Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: Allah’ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni affet.” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tc. VI, 314).
Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler....
 

Bu Mübarek Gecede O'nu hakkıyla yerine getirenlerden olmak dileğiyle...

Kalpleriniz Kadir gecesinin feyz ve bereketi ile dolsun.
Bütün müminler kadir gecesinde indirilen KURAN`ın ve elçisinin şefaatlarına nail olsun İNŞAALLAH...

 

 RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

15 Sep
http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook
 

 İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
 Hadis-i şerifte, (Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır, yetmiş ikisi Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu  fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya Ehl-i sünnet denir.
(2/67)

 rabbim yar ve yardımcımız olsun.

16 Ago
gizemescribió:

Mevlâna’nın Namaz Değerlendirmesi, Mesnevî’den…

Namaza tekbir getirip başladıklarında, kurban misali bu âlemden çıktılar. Çünkü imamın ‘Allahü Ekber’ demesinin manası şudur:

- İlahi! .. biz senin huzurunda kurban olduk!…

O sırada beden İsmail, can da İbrahim (sav) gibidir ki can, bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirmiştir.

İşte o zaman beden, şehvetlerden ve hırslardan ölüp kurtulmuş, kul namaza başladığında :

- Bismillâhirrahmânirrahim, diyerek boğazlanmıştır.

Namaz kılanlar kıyamet gününde Allahu Teâla’nın huzurunda nasıl ki saflar halinde duracaklar, aynen o şekilde nefislerini hesaba çekerek, Rablerine yalvararak gelirler.

Allah’ın huzurunda göz yaşı dökerler. Kıyamet gününde kabirden kalkıp mahşer yerinde dikilir gibi namazda kıyam ederler. Cenab-ı Hak onlara şöyle der :

-Sana verdiğim süre içinde ne kazandın, bana ne getirdin ?
-Ömrünü hangi amelde bitirdin ?
-Rızkını ve kuvvetini hangi işte tükettin ?
-Gözünün cevherini nerede eskittin ?
-Beş duyu organını nerede kullandın ?
-Sana bel ve kazma gibi el, ayak verdim. Ben onları kendi lütfum ile bağışlamıştım. Ne oldular ?

Onlar bu halde iken sorular ardı ardına gelir. Soruya muhatap olan utancından iki kat olup rüku halini alır. Zira utandığından ve ayakta duracak hali kalmadığından, Allahu Teâla’yı tesbih eder :

-Sübhane Rabbiyel Azim, der. Cenab-ı Hak :

-Ey Kulum ! Başını kaldır da sorularıma cevap ver, diye ferman eder.

Kul mahcup bir halde başını kaldırır ama ayakta duramaz.Hemen secdeye kapanır. Bu kez ona :

-Secdeden başını kaldır, yapmış olduklarını anlat, denir.

Fakat kul, mahcup olarak başını secdeden bir ara kaldırsa da duramaz. Hemen yüz üstü kapanır. Cenab-ı Hak tekrar :

-Başını kaldır ve açıkla! Yaptıklarından birer birer hesap soracağım , buyurur :

İşte bu heybetli hitaplar o kulun ruhuna tesir eder. Artık ayakta duracak hiç hali kalmamıştır. bu ağır yükün tesirinden dolayı ayakları üstüne otura kalır. Cenab-ı Hak bu halde iken ona :

-Anlat şu halini! Sana nimet vermiştim. Nasıl şükrettiğini söyle. Sana sermaye vermiştim, nasıl tükettiğini göster !..der.

Ve….Kul, bir çıkış yolu bulabilmek için sağ tarafına selam vermek üzere, nebilerin ve meleklerin bulunduğu tarafa yönelir :

-Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der.

Bunu yapmakla, ‘ey manevî rehberler! ..Şefaat ediniz ki bu kötü kuşun ayağı ve dili çamura batmış, kurtulsun’ demek ister.

Onun bu sözü üzerine peygamberler ona şöyle der :

-Biz dünyada iken sana çare idik. Orada salih amellerde bulunmadın. Şimdi vakitsiz öten kuş gibisin. Ey talihsiz kişi !.. Git, kanımıza girme.

Onlardan bir fayda göremeyen kul, bu kez sol tarafa aile ve yakınlarının bulunduğu tarafa, soluna yönelir :

-Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der. Onlar da :

-Sus !.. Bizden yardım isteme. Biz kim oluyoruz ki sana yardım edelim.Bizden el çek, derler.

Zavallı ne o taraftan ne de bu taraftan bir fayda görür. Ruhu çaresiz kalır: Kalbi parça parça olur. böylece ümitleri tükenmiş bir halde Allahu Teâla’ya yalvarmak için ellerini yukarı kaldırır :

-Ya Rabbi!.. Artık ümidim kalmadı. Sığınacak tek kapım sensin. Senin rahmet ve mağfiretinde son yoktur, der.”

 

 
12 May

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook

İslâm Kardeşliği:

Resulullah Aleyhisselâm Medine'ye gelişinin ilk günlerinde bir yandan Mescid-i nebevî'yi inşa ederken, bir taraftan da müslümanlar arasında kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Mekkeli müslümanlar dinleri uğruna mal ve mülklerini terkederek Medine'ye göç etmişler ve "Muhâcir" olmuşlardı. Medineli müslümanlar da kendilerine sığınan bu Muhâcirler'i bağırlarına basmışlar, her türlü yardımı yapmışlar ve "Ensâr" adını almışlardı.

Zaten Medine'liler Muhâcirler'i daha ilk geldikleri gün evlerine almak için birbirleri ile yarışa girmişler, onları paylaşamadıkları için kura çekmek zorunda kalmışlardı.

Resulullah Aleyhisselâm Ensâr ile Muhâcirler arasındaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek için, her iki tarafın da bütün âile reislerini topladı. Daha sonra da bir Muhâcir ile bir Ensâr'ı mizaçlarına uygun olarak hak ve eşitlik esasına göre birbirleriyle kardeş yaptı.

Kurulan bu kardeşlik antlaşması neticesinde Medineli âilelerden her birinin reisi, Mekkeli müslümanlardan bir âileyi alıp evlerine götürdüler. Kardeşlerini mallarına ortak ettiler. Bu kadarla da kalmadılar: "Yâ Resulellah! Hurmalıklarımızı da Muhâcir kardeşlerimizle aramızda paylaştır." dediler.

Resulullah Aleyhisselâm: "Hayır öyle olmaz!" buyurdu. Ensâr bir başka fikir ileri sürdüler. "Muhâcir kardeşlerimiz tımar ve sulama işini yapsınlar, biz de ekip biçeriz, sonra da çıkan mahsulü aramızda pay ederiz." dediler. Resulullah Aleyhisselâm bunu uygun buldu. İki taraf da: "İşittik ve itaat ettik!" diyerek bu tensibe râzı oldular.

Resulullah Aleyhisselâm bu kardeşlikle, iki taraf arasında mânevî bir alış-veriş köprüsü kurmuş oldu. Onlar maddî bakımdan Muhâcirler'e yardımcı olurken, çeşitli işkence imtihanlarından başarı ile geçen Muhâcirler; ALLAH'ın dininde sebat dâvâsında edinmiş oldukları tecrübeleri Ensâr kardeşlerine aktarıyorlardı.

Kardeşler birbirine o kadar bağlandılar ki; öz kardeşlikten de ileri, emsalsiz bir kardeşlik husûle geldi. Yalnız sağlıklarında değil, vefatlarında bile bu kardeşler birbirlerine vâris oluyorlardı. Ancak bu hüküm, Bedir savaşından sonra nâzil olan bir Âyet-i kerime ile kaldırıldı. Muhâcirler'in her biri ellerinden gelen gayreti göstererek, mümkün oldukça kimseye yük olmamaya çalışıyorlardı.

hayırlı günleriniz olsun

RABBİM yar ve yardımcımız olsun

5 May
duygu canescribió:
 
28 Abr
gizemescribió:
 

Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!

 

 

Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (SAV) bir gün:

“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu:

“1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse,

2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman,

3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
4- Kişinin karısının kötü emirlerine itaat ettiği zaman,

5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman,

6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman.

7- Arkadaşın kötü emirlerine itaat arttığı zaman,

8- Mescitlerde (rızay-ı İlâhî gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.)

9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman;

10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman;

11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman,

12- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman;

13- Şarkıcı kadınlar arttığı zaman;

14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman,

15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.”

 

24 Abr
duygu canescribió:

Image Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us

CUMANIZ MÜBAREK  OLSUN.

Cuma günü evde kalma,Dünyanın isine dalma,
Sevabı çok, mahrum olma,Bu mübarek Cuma günü.

Perşembe,den işi bitir.Tevhide tesbihe otur.
Durmadan selavat getir.Bu mübarek Cuma günü.

 Gökten melekler dökülür.Nurdan direkler dikilir.
Şeytanın beli bükülür.Bu mübarek Cuma günü.

 Müminlere o gün sefa,Hafta da gelir bir defa,
Günahlar uğrar affa,Bu mübarek Cuma günü.

Kur’an dinlerken konuşma,Gıybet etmeye çalışma,
Düşmanına dahi küsme,Bu mübarek Cuma günü.

Büyüklere hürmet .et.Yetimlere merhamet et.
Komşuları ziyaret et.Bu mübarek Cuma günü.

Ellerin varmasın işe,Geçirme ömrünü boşa,
Çal başını taştan taşa,Bu mübarek Cuma günü.

Gökten sancağımız iner.Altında melekler döner.
Resul ümmetini bilir,
Bu mübarek Cuma günü.

 

Arşın kubbelerine adı nurla yazılan
İsmi semâda AHMED  yerde MUHAMMED olan
Yedi katlı göklerde Hak cemalini bulan
Evvel ahir yolcusu ya Hz.MUHAMMED (s.a.v.)
Duanız kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun.

Image Hosted by ImageShack.us          Image Hosted by ImageShack.us

24 Abr
duygu canescribió:
Söyle neden susuyorsun,
Bu suskunluk çaresizlikten mi?
Yoksa uyulması gereken bir edep den mi?
Ya da kelamsızlığın hüküm sürdüğü bir bahada mısın?
Belki de heybende durumunun izahına uygun söz kalmamıştır.
Ve yahut faniliğin yorgunluğu sinmiş iyiden iyiye lal diline.
Şimdi susma haykır, avazın çıktığı kadar
Sevgilerini, kırgınlıklarını, umutlarını, hayallerini…
Bir sonraki vakte ertelediğin tövbelerini,
Helallik alman gerekenlere seslensene,
Hadi Sevdiklerine gel desene,
Ya da seni bekleyenlere gelmiyorum.
Çığlıklara bürüsene pişmanlıklarını,
Gidişinle bom boş kalacak avlulara,
İçten içe ettiğin ahları yankılandırsana…

Söyle neden bakmıyorsun,
Kör kuyuların derinliklerine mi saldı gördüklerin?
Pişman mısın, yoksa maddedeki manayı görememekten?
Oysa baktıkların göreceklerinin bir yansıması değil miydi?
Ya da ferini mi kaybetti gözbebeklerin,
Göz kapaklarına ağır mı geliyor artık fanilik.
Yoksa derin uykuya mı teslim ediyorsun benliğini.
Şimdi baksana hayran hayran baktıklarına
Sana kalır sandığın dünyanın semasında gezdirsene gözlerini
Dünyalıklara döktüğün onca gözyaşını bir kez de kendine akıtsana
Meftun olduğun tan ağarışında, seher kızıllığında kaybolsana
Adımlarınla aşamadığın mesafeleri gözlerinle aşsana
Sevdiğinin gözlerine dalıp unutulmamayı haykırsana
Suskun diline inat, lugat bilmeyen gözlerini konuştursana…



Söyle neden duymuyorsun
Bu güne dek duyduklarından mı korkuyorsun?
Ya da duymak istemediklerin mi kaldı geride?
Yoksa sessizliğin koylarında mı arıyorsun kaybettiklerini?
Sessizlikte kendini mi buluyorsun?
Şimdi aç kulaklarını dinle son söylenenleri,
Arkandan yakılan ağıtları, gidişinin yüreklerdeki yankılarını
Yüreğine dokunduklarının yürek yakan hitaplarını
Kendine itiraf edemediğin pişmanlıklarını
Seni uğurlayanların ayak seslerini
Semada yankılanan sala namelerini
Kubbeden senin için son kez hüzün türküsü söyleyen kuşları,
Hiç değilse, başucunda esen veda rüzgarının uğultusunu duysana…


Söyle neden dokunmuyorsun,
Yoksa kollarında dünyalığın mecalsizliğimi hüküm sürmekte?
Ya da ellerinden bir şeyler mi dökülüp gitmekte?
Dokunduklarının sızısını mı hissediyorsun derinliklerinde?
Şimdi sarılsana sarılmaktan doymadıklarına,
Dokunsana gözyaşlarını yüreğine akıtanlara,
Veda güllerini sevdiklerinin saçlarına dolasana,
Benim dediklerini yanında getirsene
Yüzüne savrulan toprakları ellerinle silsene
Boşlukları dolduracak duvarlar örsene
Hadi ne duruyorsun seni sürükleyen ölümün ellerinden
Gücün yetiyorsa bir çırpıda ellerini çeksene…

Söyle neden koşmuyorsun,
Dizlerindeki takatsizlik ömür maratonundan mıdır?
Varılacak son noktaya mı vardın?
Yoksa hayatın hengamesin den yorulup düştün mü?
İyiden iyiye yorgunluğa teslim mi oldun?
Şimdi koşsana sevdiklerine,
Ahiretini ertelediğin işlerine harcasana tüm takatini,
Kalkıp gitsene seni bırakıp gidenlerin arkasından,
Kaç sana köşe bucak kaçtıklarından,
Bilinmez diyarlara yürüsene arkana bakmadan,
Yorulmak bilmeyen ayaklarınla iyi amellere koşup,
Yakanı bırakmayacak kötülüklerden kaçabildiğince kaçsana…

Söyle neden hissetmiyorsun,
Son nefesin koynuna mı saldın tüm hissettiklerini?
Duran kalbine mi gömdün, seninle gömülecekleri?
Sessizliğinden hissediliyor, son sözün sende olmadığı,
Gözlerinden görülüyor, bilinmeyen ummanın sonsuz koyları,
Duymak istemeklerinde duyuluyor, amansız günün sancıları,
Avuçlarına bırakılıyor, sonsuzluğa akıp giden veda duaları,
Yorgunluğundan anlaşılıyor, bu yolların uzun ve çetin oldukları,
Duruşundan okunuyor, herkesin bir gün yaşayacakları…
Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…
21 Abr
Yağmur Yağmurescribió:
 
14 Ene
Alp Türkescribió:
DİNMEDİ BU SANCI DİNMEZDE
ARAP ARABA DÜŞMAN
BİLMEZMİSİNİN EY GAFİL HALK
MÜSLÜMAN MÜSLÜMANIN KARDEŞİDİR
 
   
YA SEN İSRAİLOĞLU
KANLA BÜYÜTTÜĞÜN BU NEFRET
KANLA YIKANIR ANCAK BİLMEZMİSİN
BİLMEZMİSİN VARLIĞINI MUHTAÇ OLDUĞUN
BU MİLLET
YOK ETMESİNİDE BİLİR ELBET
 
 
 
SİLAHIMIZIN KININDAN ÇIKMA
VAKTİYSE BUGÜN
UNUTMA ÇIKINCA KILIFINA GİRMEZ
BİRDAHA
 
 
14 Ene
Alp Türkescribió:
 
Photobucket
16 Dic
Alp Türkescribió:
 
 
Büyüğünü , küçüğünü,
Ünlüsünü , ünsüzünü,
Hem  bugünü , hem de dünü
Geleceği seviyorum.
 
Sözlerin en güzeli
Sevgi sevgi  yine sevgi.
Allah vermiş  bu  nimeti
Sevenleri  seviyorum.
 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

Teslimiyet

Hz İsmail, Hz İbrahim’e saçı sakalı ağardığı bir zamanda verilen bir müjdeydi; fakat bir son değil yepyeni bir başlangıçtı. O’nun ardından “İshak” gelecekti “Sare” anneden.

Hz. İsmail’in neslinden son peygamber Hz. Muhammed, Hz. İshak’ın neslinden Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, ve daha nice peygamberler gelecekti.

Hz İsmail muhteşem bir teslimiyet sembolüdür.

Önce bir müjde olarak çıkar karşımıza, ardından babası İbrahim’in, annesi Hacer’in ve manevi annesi Sare’nin sınandığı bir imtihan olarak.

Ardından daha adı dahi koyulmamış Mekke yolunda çıkar karşımıza. Çölde ağır aksak ilerleyen iki silik iz. Bir yanda nebi İbrahim, diğer yanda cefakar anne Hacer ve elde bir küçük bebek: İsmail.

Allah’ın emriyle konaklayan, Allah’ın emriyle ilerleyen ve Menzile doğru yol alan bir küçük kafile.

Menzil ki ne menzil. Ne ağaç var ne de su. Ev yok, ocak yok, insan yok.

Yer ateş, gök ateş gönüller ateş.

Soruyordu Hacer kadın kutlu nebiye. “Bunu sana  Rabbin mi emrediyor”. Evet diyordu bir kısık ses ve gerisi duyulmaz oluyordu seslerin.

Ardından, bu çöl ikliminde, susuzluktun kıvranan çocuğunun hayatından endişe duyan ve belki bir su bulurum umuduyla iki tepe (Safa ve Merve) arasında koşuşturan ve dilde dua Allah’a yalvaran bir kadın: Hacer; Allah’a güvenin ve sabrın sınavında.

İşte bu sabrın hediyesi zemzem ve say; artık iki direk arasından ibaret kalan o büyük semboller Safa ve Merve

Ardından yine sınav ve İsmailce dilde yine o teslimiyet:

İsmail “Babacığım” dedi, “sana emredilen neyse onu yap. Allah’ın izniyle beni sabredenler arasında bulacaksın.”

Babası “Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm. Bir düşün, ne dersin” diyordu. O güzel dilde işte bu teslimiyet. Bu teslimiyetin hep birer hediyesidir: Kurban, Kabe, Hacc.

“Hani İbrahim ve İsmail evin (Kabe’nin) temellerini yükseltiyor ve şöyle dua ediyordu. Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin bilensin.


Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle ve bizim soyumuzdan sana teslim olacak bir topluluk çıkar. Bize ibadet yollarını göster ve tevbemizi kabul buyur. Şüphesiz yalnız sensin tevbeleri kabul eden ve rahmet eden. (Bakara:127,128)

İşte bu duanın bir sonucuyum ben diyordu  Hz. Peygamber. Ardından bir çağrı da kutlu nebi Hz Muhammed’e geliyordu.

“Resûlüm kitap da (Kur’an da)  İsmail’i de an. Gerçekten o sözüne sadıktı ve bir peygamberdi. Halkına namazı ve zekatı emrederdi. Rabbinin katında beğenilen bir kimse idi” (Meryem: 54,55)


En büyük ibadet, yaratılış amacımız olan alemlerin rabbi olan Allah’a teslim olmaktır.

 

 

Mevlananın  gel  dediği
Yere  doğru  gidiyorum.
Sevabımla  günahımla
Nura  doğru  gidiyorum.
 
Ol  Yunus 'un  ateşiyle
Tutuşmaya  gidiyorum.
Dost  kervanı  gelmiş  geçmiş
Yetişmeye  gidiyorum.
 
Hem  güzeli, hem  çirkini
Sevenlere  gidiyorum.
Bir  lokmanın  yarısını
Bölenlere  gidiyorum.
Mevlananın  gel  dediği
Yere  doğru  gidiyorum.
Sevabımla  günahımla
Nura  doğru  gidiyorum.
 
Ol  Yunus 'un  ateşiyle
Tutuşmaya  gidiyorum.
Dost  kervanı  gelmiş  geçmiş
Yetişmeye  gidiyorum.
 
Hem  güzeli, hem  çirkini
Sevenlere  gidiyorum.
Bir  lokmanın  yarısını
Bölenlere  gidiyorum.
Mevlananın  gel  dediği
Yere  doğru  gidiyorum.
Sevabımla  günahımla
Nura  doğru  gidiyorum.
 
Ol  Yunus 'un  ateşiyle
Tutuşmaya  gidiyorum.
Dost  kervanı  gelmiş  geçmiş
Yetişmeye  gidiyorum.
 
Hem  güzeli, hem  çirkini
Sevenlere  gidiyorum.
Bir  lokmanın  yarısını
Bölenlere  gidiyorum.,,,
 
peygamber efendimizin güzel sözleri(hadis-i şerifler) resimleri - islamiyazilar.com

alp

12 Dic
Alp Türkescribió:
 
bir yalnızlık büyüttüm saksıda,
hiç ayırmadım yanımdan
ben ona su verdikçe
o büyüdü içimde
onu büyütürken
kendimi anlattım ona
bir masal gibi....
acıdı bana mutlu ol dedi,
onla ol dedi
sonra boynunu büktü,sarardı,soldu....
o sırada sen geldin bana
belki
en iyi arkadaşımı kaybettim ama seni aşkımı kazandım.
belki kötü bir arkadaşım ama onu hiç özlemedim
hatta seni ondan daha çok sevdim

aşkımızı suladık birlikte
kalbimizde tomucuklar açtı
ama sen o tomurcukları boynundan koparıp gittin...
şimdi yine eski dostum yalnızlıklayım
biliyormusun
o senden daha
vefalı
enazından senin gibi
beni bırakıp gitmiyor....
"http://img87.imageshack.us/img87/1506/14xe2ha9.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
git sen..
ben boyarım çatlaklarını duvarların..
harcını sulamayı unutma sevdamızın..

git sen..
ben tutarım hesabını sensiz ayların..
sen sadece kendini üzülüyor sanırsın..

git sen..
ben resmini çizerim gözlerinin karasının..
ne ben akıllıyım artık ne de sen şapşalsın..

git sen..
ben bakarım ardından ayaklarının..
gözlerimde yaş bırak ki pınarları kurumasın..

bütün sokaklarım sana doğru..
git sen..
tutmak istiyorum
giderken seni..
avuçlarım yosun bağlamış..
gittin diye
söyleyemediklerimi bi bilsen..
ama boşver yine de..
git sen..
git.
"http://img112.imageshack.us/img112/5206/sfsfsdkb4.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
"http://img406.imageshack.us/img406/4967/42069816me5.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

slm ve dua ile kalman dileğiyle arkadasım.

 

                  

alp

28 Nov
Alp Türkescribió:
 
 
Image Hosted by Resim Ekle
 
 
 
 
 
ALP
28 Nov
Alp Türkescribió:
 
 
 

Geriye bakinca düsünüyorum

hayatimda ne kaldi bana diye..

Saf bir Keder ve Hüzünden kalma bir gözyasi elimde

Ve düsünüyorum,

Güller suyu bol olsa yine solarmi diye..

 

Hatiralar bende kaldi, gölgem sanki

Sizlatir icimi ondan kalma kirintilar

Zalimin yüregi sizlarmiki?

Gönlüme söz gecirmek zor

Cevabimi bildigim icin, unut demeye dilim varmiyor..

 

Simdi yerlerdeyim, yakasinda tasiyamadi beni

Yerlerde sürüklemeyi marifet bildi

Catalini yüregime öyle bir batirdiki..

Yildiz gibi, önce parladi sonra kayip gitti, ben baka kaldim

Mühürü kalbimde, eserinin imzasi gözyasim..

 

Sen sustunmu hic günlerce?

Günlerce gözlerini kirpmadan tek bir yöne baktinmi

Aglarken, Gözünden akan yasin yanaklarindan süzülüsüne dikkat ettinmi?

Sen tam kosmak üzere iken dizlerinin üsütne yigildinmi?

 

Simdi tutukluyum..

Hatiralarinla tek göz odada oturuyorum

Onlarla doyup onlarla uyuyorum

Kelepcelerim sevgin..

 

 

alp

27 Nov
Alp Türkescribió:
 
 
ALLAH'IM  BİZ   MÜMİN  KULLARINA  YARDIM  ET
 
 
                     

2230ym0hm2cn2fk

 

                     

Turk_Bayragi

 
alp türk

24 Nov
Alp Türkescribió:
 
 
 
      
 
 
 
 
alp
21 Nov
adsızescribió:

 

Herkesin yanmak istediği bir cehennemdir senin kalbin. Bir kez kapılanın bir daha kurtulamadığı bir girdap,

bir günah kuyusudur.

Kimselere anlatamıyorum hikayemi.

Kimselere açıklamıyorum

seni severken üstlendiğim suçları.

selam ve saygılar

hayırlı geceler

18 Nov
emre emreescribió:
Hayırlı akşamlar dilerim kardeşim! Allah'a emanet olun.
11 Nov
Soner Durutürkescribió:

Hayatımın sonbaharına

Mutluluk naftalin kokan sandıklarda gizlidir
Sevgiyse kör ve topal
Ondadır hazan hüznü kokan acılar omuzlarımda
Yüreğim aksak,umutlarım kırık



Yalnızlığı dağıtacak rüzgarlar bekliyorum
Seni düşününce buz kesen kalbimi ısıtacak
Mektuplar yazıyorum
Adres kalbim



Okuyorum defalarca
Her kelimesi seni seviyorum
Ne zordur bilirimsin kendine mektup yazmak
Dönüp dönüp tekrar seni okumak



Aynaya bakıyorum sen
Kalbime bakıyorum sen
Ayrılığın sesi hala kulaklarımda
Kanatlarımı açtım gidiyorum hayatımın sonbaharına

 

 

 

25 Oct
emre emreescribió:
24 Oct
Soner Durutürkescribió:

Cibrîl -aleyhisselâm- bana dedi ki:

Ya Muhammed! Dilediğin tarzda yaşa, muhakkak öleceksin. Dilediğin kimseyi sev, muhakkak ondan ayrılacaksın, dilediğini işle, ne işlersen hayr u şerr onu bulacaksın.

Bu hadîs-i şerîf ümmetine tâlimdir. Binaenaleyh hayr veya şerr işleyen onu kendisi bulacaktır. Sevdiği şeyden ayrılacak ve ölecektir.  Hayırlı Cumalar İnşallah...

24 Oct
Soner Durutürkescribió:
 
17 Oct
YASEMIN gülescribió:
                                                                                                                                                                                             
 

  


!!SELAM SANA!!

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, âlem Sana kurbandır Efendim.

Selam sana nazlı Nebi!
Selam sana gözbebeği
Mevlanın kudretiyle selam!

Selam sana nuri dilara!Selam sana Hakk habibi,
Rahmanın kudretiyle selam!

Selam sana Andelibi Zişan!Selam sana Muhammedi
Cebrailin yüreğiyle selam!İbrahimce selam sana,
Rahimce selam sana!Gafurca selam!

Selam sana ey yetimler padişahı!Selam sana Ahmedi nefesli yar,
Eyyupça selam sana!Selam sana ya Habiballah!
Selam sana ya Nebiallah!
Selam sana ya Rasulallah!

Ya Rasulallah !Sen, sevmek için istenen;
Can, dudakta istenen;
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin!
En güzel çiçeğisin!

16 Oct
12 mayo

mevlana sözşeri

 

Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.


Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.


 Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşkın bütün sırları meydandadır.


Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.


Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.


Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.

 

Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?


 İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.


Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.


Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.


Leş, bize göre rezildir ama domuza, köpeğe şekerdir, helvadır.

 

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?


Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.


Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.


 Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?


 Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar


Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.


 O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine

 Bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.


 
Genişlik, sabırdan doğar.


Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.


 Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.


 Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.


 Irmak suyunu tümden içmenin imkânı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkânı yok.


 Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.


 Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.


 Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.


 Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.


Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.


 Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir.

 

Aslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
 

Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkârın kıblesi ise altın torbası.

 Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur.

Peygamberimizi sevmek


Hicretin 3., miladın 625. yılıdır. Uhud’un yaraları henüz tazedir. Medine civarındaki kabilelerden biri, içlerinden yeni Müslüman olanlar için İslâm’ı öğretecek bir muallim kadrosu istemektedir. Allah Rasûlü, öz elleriyle yetiştirdiği seçkin öğretmen kadrosu arasından 6 kişilik bir ekibi gönderir. Kafile bir su başında mola verince haince bir saldırıya uğrar. Saldıran Huzeyl kabilesinin eşkıyasıdır. Öldürmek için değil, Kureyş’e satıp para kazanmak için bu tuzağı kurduklarını söylerler. Buna rağmen kafileden üçü şehid oluncaya kadar çarpışır. Geri kalan üçünü esir edip Mekke’ye götürürler. Abdullah b. Tarık, yolda eline bağlanan ipi keserek ellerinden kaçar. Geriye Zeyd b. Desinne ve Hubeyb kalmıştır.

Hain haramiler, Zeyd’i, Saffan b. Ümeyye’ye satarlar. O, Müslümanlar tarafından öldürülen babası Ümeyye b. Halef’e karşılık olarak Zeyd’i öldürmek için satın alır. Zeyd asılmaya götürülürken, yolda Ebu Süfyan karşı gelir ve ona sorar: “Şu anda senin yerinde onun (Hz. Peygamber) olup; asılmasını, senin de ailenin yanında olmanı ister miydin?” der. Zeyd’in cevabı açıktır: “Değil onun asılması, ayağına diken batmasına dahi gönlüm razı olmaz” der. Ebu Süfyan, bunun üzerine şu itirafta bulunacaktır: “Vallahi böylesine bir bağlılık ve seygiyi dünyanın hiçbir tarafında görmedim.”

Sıra Hubeyb b. Adiyy’e gelmiştir. Yirmili yaşlarının başlarında, fidan gibi bir gençtir Hubeyb. Kendisinden sonrasına muhteşem bir sünnet bırakmıştır: İdamdan önce kılınan iki rekat namaz. Bu namaz, imanın ölüme meydan okumasıdır. Bu namaz, tüm zalimlere “Hiçbir gerçek mümini ölümle korkutamazsınız!” mesajıdır. Bu namaz, “Ölüme giderken dahi Rabbime karşı esas duruşumu bozmadım” mesajıdır.
İşte bu, âyette emredilen “içinde yakınlık bulunan” sevgidir. Zira bedeli ödenmiş, hesabı verilmiş, lafta kalmamıştır.
Şöyle bir soru gelebilir: Allah Rasûlü vefat edip gitmiştir. Şimdi biz ona sevgimizi bu şekilde ifade etmeye kalksak bile edemeyiz. O halde, bizim sevgimizin de “yakın” vasfını kazanması için ne yapmamız gerek?
Bu sualde yanlış bir mantık var. Sahabe-i kiram, durduk yerde sevgi edebiyatı yapmadı ki. Mesela; Zeyd ve Hubeyb, din öğretmek için Hz. Peygamber’in görevlendirmesiyle yola düştü ve şehid edildi. O, “Asılayım da sevgimi isbat edeyim” de demedi. Yaptığı, İslâm’ı öğretmek için ölümü göze almaktı. O da onu yaptı.

Peki, şimdi dini öğretme görevi Müslümanların omzundan kalktı mı? Elbette kalkmadı. O halde, Hz. Hubeyb’in sevgisinin çağımızdaki karşılığı, ucunda ölüm dahi olsa, İslâm’ı öğretmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmemektir. Bu, Hubeyb’in yolunu izlemektir. Bu, Rasûlullah’ı sevmenin bedelini ödemektir.
Bedeli ödenmeyen sevgi zehirlenir. İşte Hıristiyanların Hz. İsa’ya olan sevgisi böyle bir sevgidir. Hıristiyanlar Hz. İsa’yı seviyorlar; bunu kim inkâr edebilir? Hem de o kadar çok seviyorlar ki, hâşâ onu “Allah’ın oğlu” derecesine (!) yükseltiyorlar. Onun iyi bir insan olması, peygamber olması, Allah’tan vahiy alması, hatta mucizevi bir doğumla dünyaya gelmesi ve kendisine karşı kurulan tuzağa karşı Allah’ın özel yardımını alması, onları tatmin etmiyor, onları kesmiyor. Sonunda “Allah’tan bir parça” sayma sapıklığına düşüyorlar.
Hz. İsa zehirli sevgi sonucu ilahlaştırılınca, Peygamber İsa buharlaşıyor. Teslisçi kilise, İsa’yı model gösteremiyor. Kendini takip edenlere, “İsa gibi olun” diyemiyor. Nasıl desin ki? Bunu demek, “Tanrı olun” demekle eşanlamlı. Bu sefer kilise uyanıklık yapıp, Hz. İsa’dan boşalttığı peygamberlik makamına kendisi kuruluyor. İsa’yı İsa aşkına öldüren kurucu baba Tarsus’lu Pavlus’un dilinde somutlaşıyor bu uyanıklık: “Kilise kurtuluştur.”
Sevgi işte böyle zehirleniyor. Sevgiyi zehirleyenlerin bu işi bir peygamber adına yapmaları hiçbir şeyi değiştirmiyor. Zehirledikleri sevgi de, dönüp kendisini zehirleyenleri zehirliyor. Onları Peygamber İsa’dan mahrum ediyor. Yerde yürüyen ve iz bırakan bir modelden mahrum ediyor. Kim bilir, belki de sevgiyi zehirleyenlerin derdi bu: Yerde yürüyen, ahlâken model alacakları “insan” bir peygamber istememek. Hıristiyanlığın şeriatsız/hukuksuz olmasının temelinde de bu zehirli sevgi yatar. Bugün Hıristiyan kilisenin kendi vatanı olan Batı’da bile tükenişe geçmesi, hayata müdahil olamaması, modern çılgınlık karşısında alternatif bir model geliştirememesinin sebebi de budur.
Ve emin olun ki; bizim modern cinnet karşısında her şeye rağmen hâlâ direniyor oluşumuzun sebebi, “insan” bir peygambere inanıyor oluşumuzdur. Peygamberi ilahlaştırmayı küfür biliyor oluşumuzdur. Bu hassasiyet bize haddimizi öğretti. Zira biz Müslümanlar, Peygamber’e makam biçmenin, onu “terfi ettirmeye” kalkmanın, onun zaten yüksek olan makamını daha da yükseltmeye kalkışmanın haddimizi bilmemek olduğunu öğretti.

Biz Peygamberi terfi ettirecek “âmir” değiliz, biz onun kadrini bilmeye “memur”uz.
Bunu bildiğimiz içindir ki; onun “insan” olduğunu, ama “insanlığın ufku” olduğunu biliriz. Onun insan olması, bize hep umut aşılar. Melek peygamber isteyen sapık kavimler gibi insan soyundan umut kesmemizi engeller. “O insansa” deriz, “İnsan olmak iyi bir şeydir.” Ve biz de insan olmaya çabalarız. Kur’an’da ona nida siğasıyla sadece bir yerde “Yâ-sîn: Ey insan!” diye hitap edilişinin sırrını, işte bu sayede anlarız. Allah’ın onu neden “güzel örnek” olarak tanıttığını, bu sayede anlarız. Bize kelime-i şahadeti öğretirken, neden kendisi için “O’nun kulu ve elçisi” dedirttiğini de…
Biz işte bu yüzden ona kurban oluruz.
01/05/2009 - Mustafa İslamoğlu

SELAM VE DUA İLE
02 mayo

.

  Söylesem Tesiri Yok,Sussam Gönül Razı Değil..."
 

Bir yol varsa hakikate varan
     Bir yolcu lazım kendini arayan
              Bir hancı varsa yolcuları ağırlayan
     Bir aşk lazım yola koyduran.. 

Yolcu yolsuz olmaz
 Gönül ehli yolda kalmaz
        Aşk olmadan yol alınmaz...

ÇOK ÖZEL BİR HİKAYE


Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi
kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..


gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi
severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu
Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler

bu yüzden
bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir
tatsızlık çıkmasın

diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.

Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :

- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?

Hande cevap verdi :

- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler


güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı,
belki de


bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.

Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının
olgunluğuna hayran kalarak

- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.


Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande
tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer
kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,

Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da
kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede
anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen
düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında
oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.

Hande canı sıkıldığından
biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin
önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü

ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve
menekşeler soğuğu hiç

sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra
fark etti bu Hacerdi.

Hande'ye gülümsüyordu.

- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.

Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda
sıcacıktı odun sobası

her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...

- Bu soğukta ?

Hacer gülümsedi ;

- Onlar annem için, annem onları çok sever.

Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.

"Annen hasta mı?" dedi.

"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek
ineğimiz var onunla

geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek
vaktim olmuyor, dedi Hacer

utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o
yüzden de çok yorgun


okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı,
ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra
arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.

"Bir şeyler yapalım anne" dedi.


O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi
evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor
menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına
vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var

adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi
Hande.

LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.

HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR

SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR

19 abril

hayat


       

Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.

Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'

'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi.

Hayat boyle degil midir ?

Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ...

gül

 


Bir gül olsak,

Kalplerde açsak,

Gönüllere saç‎ılsak,

Dualarda an‎ılsak,

Gözya‏şlar‎ıyla aksak,

Hüzünlerle bulu‏şsak,

Gül efendimize ula‏şsak,

O’nunla tan‎‏ışsak,

Gözlerine baksak,

Ayaklar‎ına kapansak,

Tenine dokunsak,

Ellerinden tutsak,

Gül kokusunu içimize saçsa,

Bizleri de güllere kabul kı‎lsa,

Rabbimize kavu‏şsak…

Güllerle beraber açı‎p, efendimizden geçip, rabbimize kavuşmam‎ız dileklerimle.

 Yüreklerin gül koktuğu,
Muhabbetin hayat bulduğu,
Gönüllerin bir olduğu,
Sevdiklerine gül değil,
Gül gibi yüreğin sunulduğu,
Bu günlerde,
 GÜL yüreklere Gül kokulu

 efendimizin şefeatini
Rabbimden niyaz ediyorum...




Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim....

CENNET ALLAH'IN LÜTFU VE İHSANIDIR....

        


Resul- i Ekrem (sav):

"biraz önce Cebrail (as) yanıma geldi ve dedi ki:

"Ya Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, genişliği ve uzunluğu otuz arşın olan denizde bulunan bir dağın tepesinde Rabbine beş yüz sene ibadet etti. Deniz onu her taraftan dört bin fersah kuşatıyordu.Allah Teala ona parmak gibi bir yerden , tatlı su akıtan, çoğalıp dağın eteğinde toplanan bir kaynak çıkardı.Bir nar ağacı , ibadet ettiği her günün gecesinde ona bir nar veriyordu.Akşam olunca abdestini tazeleyip bu narı alarak yiyordu.Sonra namaza kalkıp, eceli geldiğinde secdede iken ruhunu alması için yalvarıyordu."
"Allah onun duasını kabul etti. Biz melekler ona uğrarız, onun hakkında geleceğe ait şu bilgileri elde ederiz:

"O kıyamet günü diriltilip Allah'ın huzuruna çıkarılınca, Allah Teala:

"Kulumu rahmetimle cennete koyunuz" buyurur.kul :

"Ya Rabbi! Ömür boyu işlediğim amelimle cennete gireyim."

Allah Teala yine:

"Kulumu rahmetimle cennete koyunuz"

"Ya Rabbi ! Amelimle girmeyi isterim" deyince:

"Kulumun ameli ile benim verdiğim nimetimi kıyaslayınız" buyurur.Göz nimetinin, beş yüz senelik ibadetten daha ağır geldiği anlaşılır. Allah'ın kuluna verdiği sıhhat nimeti, şükrü eda edilmemiş olarak kalır.Allah Teala:

"Kulumu cehenneme atınız" buyurup cehenneme doğru sürüklenince:

"Ya Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy" diye yalvarır.Allah Teala:

"Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?"

"Sen yarattın Rabbim!"

"Sana beş yüz sene ibadet etmek için , kim kuvvet verdi?"

" Sen Ya Rabbi"

" Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, sana tuzlu suların ortasında tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece bir nar bitiren, sen secde halinde ölmeyi arzu ettiğinde, duanı kabul eden kimdir?"

"Sensin Ya Rabbi!"

"İşte bunlar benim rahmetim iledir. Seni de rahmetimle cennetime koyacağım."

"Ey meleklerim! Kulumu cennete koyunuz.Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun buyurur ve onu cennetine koyar. Cebrail (as) sonunda:

"Ya Muhammed! Her şey Allah'ın rahmeti iledir" der.

ALLAH (CC) RAHMETİNİ VE MERHAMETİNİ CÜMLEMİZDEN EKSİK ETMESİN İNŞALLAH

10 abril

HAMDOLSUN...

 
 

Hamdolsun...

Aydan geceyi, güneşten gündüzü vareden,

İnciyi midyenin midesinde,

Balı arının peteğinde vareden,

Yağmurdan baharı, topraktan çiçeği vareden,

Kalbimizi yoktan var eden Rabbimize hamdolsun.

Allahım!

Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.

Acıların karşılığında cenneti sunduğun,

Günahlarımızı rahmetinle affettiğin,

Sevgiyi bize verdiğin için,

Sana şükürler olsun.

Yokuşta elimizden tutan,

Önderi bize dost kılan

Melekleri bize arkadaş kılan.

Aşkı kalbimize yoldaş kılan.

Rabbimiz!

Kalbimizdeki yaralarımızı iyileştir.

Sana ve aşka yolculuğumuzu tamama erdir.

Sevdiklerimizi koru.

Çocukları koru.

Senin adına dağları mesken tutanları koru.

Bizi koru.

Kalbimizi koru.

Filistin’i koru.

Çeçenistan’ı koru.

Keşmir’i kou.

Doğu Türkistanı koru.

Afganistan’ı koru.

Allahım!

Bizi korkutma ki ;

Bir ceylanız korkudan yüreğimiz telaşlanır.

Bizi zorlukla sınama ki ;

Kırılgan bir cesaretimiz var.

Senden ayrı koma ki;

Sevdiğimizden ayrılık,ferini alır gözlerimizin.

Allahım!

Bizi uzağında bırakma.

Şahdamarımıza sırlarını akıt.

Rabbim!

Seni bilmenin heyecanını bize tattır.

Alnımızı ateş denizlerine düşür her secde edişimizde,

Kalbimizi gülle doldur.

Yarabbi!

Kalbimizi sevdir bize, kalbimizi koru,kalbimizi koru!

Kalbimizi adadığımız rabbim!

Adağımızı kabul et!

 

AMİN

 

bu davet sana özel

 

Uzun zamandır hayata geçirmeyi planladığım bir kampanyanın, sana ÖZEL davetiyesi bu satırlar...

Düşünsene, gecenin ortak bir saatinde, yüzlerce hatta binlerce el, aynı anda- aynı heyecanla- aynı sevinçle- aynı umutla- aynı ümitle  ve birbirinden özel dualarla ALLAH’LA buluşuyor...

 

Alınlar secdeyle taçlandırılıyor, seccadeler gözyaşlarıyla ıslanıyor, tek bir yürek- tek bir dua oluyorsun gecenin sana ÖZEL karanlığında... Dua dua parlıyorsun, içten içe arınıyorsun, yepyeni sabaha inci beyazlığın da hazırlanıyorsun...

 

Ne dersin? Sevdiklerini her gece bu muhteşem şölene davet etmeye var mısın? Eğer cevabın EVET ise, öyleyse gel benimle bu gecenin faziletini görmeye...

 

Bu ışıl ışıl- pırıl pırıl gecemizin adı TEHECCÜD NAMAZI!...

 

Yüce Rabbimiz, geceleri kalkıp TEHECCÜD NAMAZI kılanlar hakkında şöyle buyuruyor...

 

"Onların yanları yataklarından uzaklaşır. ( Teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkarlar). Korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızktan ( hayır için ) harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için gözlerini aydınlatıcı ne güzel ( nimetlerin ) saklandığını hiç kimse bilmez"... ( es-secde, 32/ 16–17 )...

 

Ne kadar güzel bir müjde bu sana değil mi? Rabbinin katında, gözlerini aydınlatıcı nimetler seni bekliyor... Bunun için yapman gereken tek şey, TEHECCÜD namazını kucaklaman...

 

İnan bana hiç de zor değil bu davete icabet etmen... Yapman gereken tek şey, nefsine uymadan geceni namazla ve  dualarla şereflendirmen... Haydi uyan artık gafletten!... Unutma, uyku bitmez ama ömür bir gün- ansızın biter!

  

SELAM VE DUALARIMLA...

 

ölümüm...

 

Gitme vakti... İşte geldi o an... Kollarımdan tutup götürüyorlar, daha önce hiç tanımadığım-görmediğim- hissetmediğim-varlığını bildiğim ama hiç hayal kuramadığım varlıklar...

Etraf bembeyaz... Biraz da sisli sanki... Uçsuz bucaksız, buz gibi, kılıç gibi keskin bir boşluk var tam önümde...

Ben, ben değilim artık... Dilsizim, sağırım, hislerim kayıp... Gözlerimden yaşlar geliyor ama canımı hiçbir şey yakmıyor... Donuk bir bedene sahibim sanki... Ama az önce evet daha az önce, derin derin nefes alıyordum oysaki...

Kafam da bir sürü hayalim vardı, planlarım, ümitlerim, umutlarım, korkularım... Hepsi birden bire uzaklaştılar benden...

Ama ben yarın sinemaya bilet ayırtmıştım, patlamış mısırla sinema keyfi yapacaktım, sonra sinema çıkışı kestane kebabı yiyerek eve dönecektim... Sonra, İstanbul’a gidip ailemi ve arkadaşlarımı görecektim, bol bol alışveriş yapacaktım...

Okumak için sıraladığım bir sürü kitabım vardı, yazmam gereken bir yığın konu kaydetmiştim, cep telefonuma tüm sevdiklerimin doğum günlerini işaretlemiştim, kırgın olduğum birkaç insanla barışacaktım, hep ertelediğim planlarımı düzenlemeye başlamıştım, radyoya geri dönecektim, sadece kadınlara yönelik program projemi hayata geçirecektim, umre ve hacca gidecektim, çok iyi anne olacaktım, daha çok hayır işlerinde yer alacaktım, Afrika’ya gidip çocuklarla kucaklaşacaktım, İHH kermesin de tekrar gönüllü görev alacaktım...

Meğer ceplerim de ne kadar çok şey biriktirmişim farkında olmadan... Ertelediklerim ne kadar da fazlaymış aslında... Hepsini hayata geçirmeyi ne kadar aksatmışım meğer... Ve ne çok şey planlamışım, ne kadar zamanımın kaldığını bilmeden, zamanı hoyratça tüketmişim, üşengeç yanlarıma yaslanmışım, hayatı içimde parsellemişim, odak noktalarım geçiciymiş meğer...

Zamanım doldu işte... Uzun ve dar bir yoldan meçhule götürüyor, şaşkın ve ürkek adımlarım beni... Bu yeni yerimin bir SON değil, bir geçiş dönemi olduğunu biliyorum, gerçek anlamda “uyanacağım” ın farkındayım... Dünya uykusu çok ağırdı, gerçek hayatta uyanık kalma hissi beni kucaklıyor bir anda...

İşte omuzlarda taşınıyorum, herkesi tek tek görüyorum... Eşim ağlıyor, abim ağlıyor, Gül ağlıyor, yeğenlerim ağlıyor...” Ne olur, ne olur ağlamayın” diyorum ama duymuyorlar ki beni... “Nasıl olur, sapasağlamdı, hayat doluydu, daha çok gençti, anne-babasına kavuştu işte” cümleleri kulaklarımı adeta tırmalıyordu... “Susun, ne olur susunnnnnnn”... Duyan yok... Demek ki, sesim çıkmıyor artık... Dostlarımın ve dinleyicilerimin söylediği “bıcır bıcır” sesim de terk etmiş beni...

Uzun bir yolculuk yapıyoruz hıçkırıklıklar eşliğinde... Durduk... Geldik sanırım... Aşağıya indiriyorlar, omuzlarından yere koydular beni... “Açın artık tabutun kapağını ve çıkarın beni buradan” diye sesleniyorum tüm sevdiklerime... “ Eve gitmem lazım, ütülerim birikmişti, daha marketten alışveriş yapacaktım, başucumda duran kitabın sonuna geldim, sonunu çok merak ediyordum”...

“Hey yy... E, hadi ama şaka çok uzadı artık, sürprizzzzzzz” diye bağırıp yerimden kalkmak istedim ama o da ne, kıpırdamıyor hiçbir uzvum... Sanki taş kesmiş her yerim, üzerime beton dökülmüş gibiyim...

“Lütfen, ne olur biri bana yardım etsin, yalvarırım” diyorum ama nafile...

Tutuyorlar beni, kocaman bir çukura özenle yerleştiriyorlar... 1 dakika... O tahtalar da neyin nesi... Siz, siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz yahu??? Hani, beni çok seviyordunuz, hani bensiz yaşayamazdınız, o zaman neden üzerime buz gibi toprak atıyorsunuz???

Durun!... Ne olur... Nefes alamıyorum ben sanki... Anneciğim, babacığım çok korkuyorum ne olur yanıma gelin, lütfen-lütfen birileri bana yardım etsin...

Herkes birşeyler okuyor, toplu halde birşeyler söylüyorlar, ağlayanları duyuyorum hala... Yoksa, yoksa bu bir kabus mu??? Evet, evet bu bir kabus ve birazdan bitecek eminim...

Neden sustunuz??? Bu sessizlik de neyin nesi???

 

Durun, durun gitmeyin... Ayak seslerinizi duyuyorum... Lütfen beni burada tek başıma bırakmayın... Ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum... Bu nasıl bir hal, aklım almıyor artık...

Şimdi ne olacak bana? Neler gelecek başıma? Burası neresi? Bana ne yapacaklar? Burada ne işim var benim?...

Durun!... Birileri geliyor sanki... 2 melek...

Sustum, anlattım ve güldüm... Ben gerçekten ÖLMÜŞÜM!...

 

hayırlı cumalar

 

Hamdolsun...

Aydan geceyi, güneşten gündüzü vareden,

İnciyi midyenin midesinde,

Balı arının peteğinde vareden,

Yağmurdan baharı, topraktan çiçeği vareden,

Kalbimizi yoktan var eden Rabbimize hamdolsun.

Allahım!

Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.

Acıların karşılığında cenneti sunduğun,

Günahlarımızı rahmetinle affettiğin,

Sevgiyi bize verdiğin için,

Sana şükürler olsun.

Yokuşta elimizden tutan,

Önderi bize dost kılan

Melekleri bize arkadaş kılan.

Aşkı kalbimize yoldaş kılan.

Rabbimiz!

Kalbimizdeki yaralarımızı iyileştir.

Sana ve aşka yolculuğumuzu tamama erdir.

Sevdiklerimizi koru.

Çocukları koru.

Senin adına dağları mesken tutanları koru.

Bizi koru.

Kalbimizi koru.

Filistin’i koru.

Çeçenistan’ı koru.

Keşmir’i kou.

Doğu Türkistanı koru.

Afganistan’ı koru.

Allahım!

Bizi korkutma ki ;

Bir ceylanız korkudan yüreğimiz telaşlanır.

Bizi zorlukla sınama ki ;

Kırılgan bir cesaretimiz var.

Senden ayrı koma ki;

Sevdiğimizden ayrılık,ferini alır gözlerimizin.

Allahım!

Bizi uzağında bırakma.

Şahdamarımıza sırlarını akıt.

Rabbim!

Seni bilmenin heyecanını bize tattır.

Alnımızı ateş denizlerine düşür her secde edişimizde,

Kalbimizi gülle doldur.

Yarabbi!

Kalbimizi sevdir bize, kalbimizi koru,kalbimizi koru!

Kalbimizi adadığımız rabbim!

Adağımızı kabul et!

 

AMİN

 

elif olmak

 
 
Dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….
Zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..
Yar’in huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim;
Oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..
Be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..
Yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…

“Elif” olmak zor imiş!

Ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş! !

Dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir,
Bilir misin insan nasıl “elif” olur?
Dilersin O’ndan sadece O’nun yarlığını, dilenirsin…
O’nun kucağından başka mekânlar sana soğuk gelir,
Üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir;
Bildik mekanlar sıkar seni..
Tanımadığın sîmalar sana âşina gelir,
Tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı
Nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın;

Susmayı seversin; sükûtu seversin;
Sükûtu hâl edinenleri seversin…

Dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…
Sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..
Sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..
Sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak;
Ama herkes yüklenir üzerine..
Yardımsız yar’lar doluşur dünyana..
”yardımıyla gelen yar” gitti diye…

Aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum;
Belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..
Başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…
…yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur,
Yar’dandır … bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.

“Elif” olmayı dileten de “var” imiş dostum;

“Yar” olmayı dileyen imiş…

Aşkta tıpkı ELİF gibidir isminde gizlidir ama okunmaz
o olmadan da besmele sese gelmez o her şeyin içindedir hiç bir şeyde görünmez…

(HZ..MEVLÂNA)

ELİF okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılanı hoş gör
Yaradandan ötürü..

(YUNUS EMRE)

 

 

GARİP AMA GÜLDÜREN ÖLÜMLER

 

 

    

   BİR FRANSIZ 1998 YILINDA İNTİHARA KARAR VERDİ. BUNUN İÇİN DENİZ KIYISINDAKİ BİR YAMACA TIRMANDI. YAMAÇTAKİ KAYAYA İPİ BAĞLADI, DİĞER UCUNU BOYNUNA GEÇİRDİ. ARDINDAN GARANTİ OLSUN DİYE BİR ŞİŞE DE ZEHİR İÇTİ VE KENDİNİ ATEŞE VERDİ. SONRA DA UÇURUMDAN AŞAĞI ATLADI. TAM ATLARKEN DE ELİNDEKİ SİLAH İLE BAŞINA ATEŞ ETTİ. KADERİN GARİP CİLVESİ; SİLAHTAN ÇIKAN KURŞUN SEKTİ, BOYNUNDAKİ İPİ KOPARDI. UÇURUMDAN DÜŞTÜĞÜ NEHİR VÜCUDUNDAKİ YANGINI SÖNDÜRDÜ. SU ÇOK SOĞUK OLDUĞU İÇİN VÜCUDU ŞOKA GİRDİ VE ZEHİRİ KUSTU. SUDAN BİR BALIKÇI ÇIKARDI, HASTANEYE KALDIRILDI. ADAM HİPOTERMİDEN YANİ VÜCUT ISISININ ÇOK FAZLA DÜŞMESİ SONUCU ÖLDÜ.
    

    1929 YILINDA İNGİLTERE'DE İTFAİYECİLER BECERİLERİNİ SERGİLEMEK İÇİN BİR GÖSTERİ DÜZENLEDİLER; DOKUZ ÇOCUK YANAN BİR EVDEN KURTARILACAK SÖZDE KURBANLAR OLACAKTI. İTFAİYECİLERDEN BİRİ KULLANMAYI PLANLADIKLARI SİS BOMBALARINI UNUTUP, EVİ GERÇEKTEN ATEŞE VERDİ. ÇOCUKLARIN HEPSİ YANGINDA ÖLÜRKEN, ONLARI MANKEN SANAN KALABALIK ÇILGINCA ALKIŞLIYORDU. 
    
    24 YAŞINDAKİ OYUNCU PEG ENTWİSTLE ASLA BİR YILDIZ OLAMAYACAĞI FİKRİNE KAPILIP DAĞIN TEPESİNDEKİ HOLLYWOOD YAZISININ H'SİNDEN ATLAYARAK İNTİHAR ETTİ. ÖLÜMÜNDEN SONRA ONA GELEN POSTAYI EV ARKADAŞI AÇTI. POSTA ENTWİSTLE'LA ROL TEKLİF EDEN BİR YAPIMCIDANDI. ÖNERİLEN ROL DE İNTİHAR EDEN BİR KIZIN CANLANDIRILMASIYDI.

    

    1982 YILINDA NEW ORLEANSLI BİR GOLFÇU 13. DELİKTE KÖTÜ OYNADIĞI İÇİN SOPASINI NEFRETLE FIRLATTI. SOPA GOLF ARABASINA ÇARPIP, İKİYE BÖLÜNDÜ. ARABANIN MİLİ FIRLAYIP GOLFÇUNUN ENSESİNE ÇARPTI VE BOYUN TOPLARDAMARLARINI PARÇALADI. 
    

    1600'LERİN İSPANYA KRALI III. PHİLİP ATEŞİN KARŞISINDA ÇOK UZUN SÜRE OTURMASI SONUCUNDA VÜCUT ISISI ÇOK YÜKSELDİĞİ İÇİN ÖLDÜ. PEKİ KRAL ÇOK ISINDIĞI HALDE NEDEN ATEŞİN ÖNÜNDEN ÇEKİLMEDİ? ÇÜNKÜ BUNU DÜŞÜNMEK ONUN GÖREVİ DEĞİLDİ. KRALIN SANDALYESİNİ ATEŞTEN UZAKLAŞTIRMAKLA GÖREVLİ SARAYIN ATEŞÇİSİ İSE O GÜN İZİNLİYDİ. 

24 diciembre

miraç

 

bedirhan gökçe

 

kime ne

 
İlgili aramalar: müzik - kime ne? -  bedirhan -  gökçe -  kime
 
Foto 1 de 75