gizem님의 프로필İnsanlar başaklara benze...사진블로그방명록기타 도구 도움말

블로그


    6월 28일

    gül

     
     
     

    386784w7g4n2wnzdkw3tw4

    ***

     
     
     

    Ey gördüğü güzele takılıp kalan kişi! Onun suretini görüyor, manasından, yani ahlakının güzel mi çirkin mi olduğundan gafil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adam isen sedefteki inciyi bul.

    Mevlana

    Cumâ gününün 20 sünneti ve edebi vardır.:

     

    Cumâ gününün 20 sünneti ve edebi vardır. Bunlar şunlardır:
    1- Cumâyı Perşembe’den karşılamalıdır. Meselâ; yeni ve temiz elbiseyi hazırlamalı, işleri bitirip Cumâ’yı ibâdetle geçirmeye gayret etmeli.
    2- Cumâ günü, Cumâ namazı için gusül abdesti almalı. (Bu gusül hakkında, farz diyenler de vardır.)
    3- Başı tıraş etmeli. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmeli ve beyaz giymeli.
    4- Cumâ namazına mümkün olduğu kadar erken gitmeli.
    5- Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalı.
    6- Câmide namaz kılanın önünden geçmemeli.
    7- Erken gidip birinci safta yer almalı.
    8- İmam minbere çıktıktan sonra hiçbir şey söylememeli, ezanı da tekrar etmemeli.
    9- Namazdan sonra, Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini 7 defâ okumalı.
    10- İkindiye kadar câmide kalıp, ibâdet etmeli.
    11- Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından anlatan âlimlerin dersinde bulunmalı.
    12- Cumâ günü duânın kabul olduğu vakti aramalı, bunun için hep ibâdet etmeli.
    13- Cumâ günü çok salevât-ı şerîfe getirmeli.
    14- Kur’ân-ı kerîm ve Kehf sûresini okumalı.
    15- Az veya çok sadaka vermeli.
    16- Ana-babayı veyâ bunların ve sâlih Müslümanların ve evliyânın kabirlerini ziyâret etmeli.
    17- Ev halkının yemeklerini bol ve tatlı yapmalı.
    18- Çok namaz kılmalı, namaz borcu olanlar kazâ namazlarını kılmalı.
    19- Cumâ gününü, ibâdetle geçirmeli.
    20- İkindiden sonra, seccâde üzerinde elinden geldiği kadar; “Yâ Allah! Yâ Rahman! Yâ Rahîm! Yâ Kavî! Yâ Kadir!” deyip, sonra duâ etmelidir.

     

    Hızır ve Gelin

       

    1930'lu yıllar. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kışdan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tektük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış  bitmeden tükenir giderdi.

    Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni  gelin, beyini gurbete Samsun'a göndermiş. O da o kış yaylada kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açari. İhtiyar bir adam selam verir ve:
    - Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir  iki kaşık bal verirmisin?
    Meryem gelin düşünmez bile, Allah rızası değil mi der, dibinde üç dört kaşık bal kalmış olan kavonozu getirir , onun da yarısını ihtiyar'a verir. İhtiyar:
    - Allah razı olsun kızım, artsın eksilmesin der.
    Meryem, kavanozu koymak için geri döner. Kavanozun ağzını kapatayım derken birde ne görsün, kavanoz ağzına kadar bal ile dolu. Meseleyi anlar, kapıya koşar, kar ile dolu yaylanın uçsuzluklarına bakar. Ne bir insan vardır ne de kar da bir iz. Gelen Hızırdır.

    Aradan üç dört ay geçer, her gün bal yediği halde kavanoz her seferinde ağzına kadar bal ile doludur. Sırrını hiç  kimseye açmaz. Yaza doğru beyi gurbetten gelir. Beyine her öğün bal verir. Bal bitmez, hem ancer balı olacak, bütün kış kalacak birde her öğün kaşık kaşık yenecek, bal bitmeyecek. Beyini merak sarar, sorar, cevap alamaz. Beyi en sonunda:
    - Ne olur beni  seviyorsan söyle ne oluyor. bunda bir iş var.
    Meryem dayanamaz ve  ağzı kapalı kavanozu da alır ve olayı anlatır. Kavanozu açıp işte bak ağzına kadar dolu demek istediğinde bir de ne görsün?
    Kavanozun dibinde iki kaşık bal kalmış.

    Evet, gerçek yaşanmış  bir olay... Belki  sizin başınıza da geldi, belki  gelebilir. Meryem'in kavanozundaki  bal bitmeyecekti. Sizin de belki  cebinizdeki  araba parasını verdiğiniz bir ihtiyar ardından elinizi her cebinizdeki cüzdana attığınızda tükenmeyecek para... Ama sakın ha. Sakın ha. Hızır ile karşılaştığınızı ve sırrınızı kimseye söylemeyin....

    allah de kalbim

     

     

      Bir kimse, Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin huzurunda geçim darlığından şikayette bulundu. Bunun üzerine Mevlana Hazretleri o kimseye, ''Eğer sana azalarından birini kesip yerine bin altın verelim deseler, razı olur musun?'' diye sordu. O da, ''Hayır, razı olmam'' diye cevap verdi.

     Bunun üzerine Mevlana Hazretleri şöyle buyurdu:

     ''Ey kardeşim! Madem ki razı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikayette bulunursun? Fakirim diyorsun, bu kadar altından daha kıymetli azaların var iken, vücudun sıhhatte ve afiyette iken, niçin bunları sana bedavadan ihsan eden Allahü Teala'ya şükretmiyorsun. Allahü Teala '' Eğer kulum elindeki nimetlerin şükrünü eda ederse, Ben o nimeti daha arttırırım''  buyuruyor

     

     

       

    şeytan

     

    59196c0b5wf5cg4or559196c0b5wf5cg4or559196c0b5wf5cg4or5

    Birisi her gece kalkıp Allah'ı anıyor. O'na dua ediyordu.

     Şeytan ona dedi:

     -Ey devamlı Allah'ı anan kişi! Bütün gece Allah deyip çağırmana, yakarman karşılık seni buyur eden varmı ki? Sana bir tek cevap bile gelmedi, daha ne zamana kadar böyle yakarıp dua edeceksin?

     Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve hüzün içinde uyudu.

     Rüyasında ona şöyle dendi:

     - Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın?

     Adam:

     - Buyur diye bir cevap gelmiyor ki... Artık kapıdan kovulmaktan korkuyorum, dedi.

     Bunun üzerine dendi ki ona:

     - Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler araman, Allah'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağı çözmesindendir. Senin korkun, sevgin, ümidin, Allah'ın lütuf kemendidir. Senin her Yarabbi demenin altında, Allah'ın buyur demesi vardır.. Gafilin, cahilin gönlü bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demeye izin yok ona. Ağzında da kilit var onun, dilinde de... Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi. Artık anla ki, Allah'a dua etmeni, O'nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir. Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar...

     59196c0b5wf5cg4or559196c0b5wf5cg4or559196c0b5wf5cg4or5

     

    Üç Suâl ve Bir Cevap

     
     


    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu.
    Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

    "Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
    Sormaya başladı:

    "Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."
    Şems-i Tebrîzî hazretleri;
    "Öbür sorunu da sor!" buyurdu.

    O;
    "Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?" dedi.
    Şems-i Tebrîzî;
    "Peki öbürünü de sor!" buyurdu.

    O;
    "Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!" dedi.
    Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.

    Ve;
    "Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu." dedi.
    Şems-i Tebrîzî;
    "Ben de sâdece cevap verdim." buyurdu.

    Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
    "Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."
    O kimse şaşırarak;
    "Ağrıyor ama gösteremem." dedi.

    Şems-i Tebrîzî;
    "İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez.
    Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
    Yine bana;
    "Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.

    Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez

     

    6월 11일

    hayat

     
    tubaa5ueqs4

    Mevlâna’nın Namaz Değerlendirmesi, Mesnevî’den…

     

    schoenerosen7fs8mk6hb8yzschoenerosen7fs8mk6hb8yzschoenerosen7fs8mk6hb8yz

    Namaza tekbir getirip başladıklarında, kurban misali bu alemden çıktılar. Çünkü imamın ‘Allahü Ekber’ demesinin manası şudur:

    - İlahi! .. biz senin huzurunda kurban olduk!…

    O sırada beden İsmail, can da İbrahim (sav) gibidir ki can, bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirmiştir.

    İşte o zaman beden, şehvetlerden ve hırslardan ölüp kurtulmuş, kul namaza başladığında :

    - Bismillâhirrahmânirrahim, diyerek boğazlanmıştır.

    schoenerosen7fs8mk6hb8yz

    Namaz kılanlar kıyamet gününde Allahu Teâla’nın huzurunda nasıl ki saflar halinde duracaklar, aynen o şekilde nefislerini hesaba çekerek, Rablerine yalvararak gelirler.

    Allah’ın huzurunda göz yaşı dökerler. Kıyamet gününde kabirden kalkıp mahşer yerinde dikilir gibi namazda kıyam ederler. Cenab-ı Hak onlara şöyle der :

    -Sana verdiğim süre içinde ne kazandın, bana ne getirdin ?
    -Ömrünü hangi amelde bitirdin ?
    -Rızkını ve kuvvetini hangi işte tükettin ?
    -Gözünün cevherini nerede eskittin ?
    -Beş duyu organını nerede kullandın ?
    -Sana bel ve kazma gibi el, ayak verdim. Ben onları kendi lütfum ile bağışlamıştım. Ne oldular ?

    schoenerosen7fs8mk6hb8yz

    Onlar bu halde iken sorular ardı ardına gelir. Soruya muhatap olan utancından iki kat olup rüku halini alır. Zira utandığından ve ayakta duracak hali kalmadığından, Allahu Teâla’yı tesbih eder :

    -Sübhane Rabbiyel Azim, der. Cenab-ı Hak :

    -Ey Kulum ! Başını kaldır da sorularıma cevap ver, diye ferman eder.

    Kul mahcup bir halde başını kaldırır ama ayakta duramaz.Hemen secdeye kapanır. Bu kez ona :

    -Secdeden başını kaldır, yapmış olduklarını anlat, denir.

    Fakat kul, mahcup olarak başını secdeden bir ara kaldırsa da duramaz. Hemen yüz üstü kapanır. Cenab-ı Hak tekrar :

    -Başını kaldır ve açıkla! Yaptıklarından birer birer hesap soracağım , buyurur :

    İşte bu heybetli hitaplar o kulun ruhuna tesir eder. Artık ayakta duracak hiç hali kalmamıştır. bu ağır yükün tesirinden dolayı ayakları üstüne otura kalır. Cenab-ı Hak bu halde iken ona :

    -Anlat şu halini! Sana nimet vermiştim. Nasıl şükrettiğini söyle. Sana sermaye vermiştim, nasıl tükettiğini göster !..der.

    schoenerosen7fs8mk6hb8yz

    Ve….Kul, bir çıkış yolu bulabilmek için sağ tarafına selam vermek üzere, nebilerin ve meleklerin bulunduğu tarafa yönelir :

    -Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der.

    Bunu yapmakla, ‘ey manevî rehberler! ..Şefaat ediniz ki bu kötü kuşun ayağı ve dili çamura batmış, kurtulsun’ demek ister.

    Onun bu sözü üzerine peygamberler ona şöyle der :

    -Biz dünyada iken sana çare idik. Orada salih amellerde bulunmadın. Şimdi vakitsiz öten kuş gibisin. Ey talihsiz kişi !.. Git, kanımıza girme.

    Onlardan bir fayda göremeyen kul, bu kez sol tarafa aile ve yakınlarının bulunduğu tarafa, soluna yönelir :

    -Esselâmu Aleyküm Ve Rahmetüllah, der. Onlar da :

    -Sus !.. Bizden yardım isteme. Biz kim oluyoruz ki sana yardım edelim.Bizden el çek, derler.

    schoenerosen7fs8mk6hb8yz

    Zavallı ne o taraftan ne de bu taraftan bir fayda görür. Ruhu çaresiz kalır: Kalbi parça parça olur. böylece ümitleri tükenmiş bir halde Allahu Teâla’ya yalvarmak için ellerini yukarı kaldırır :

    -Ya Rabbi!.. Artık ümidim kalmadı. Sığınacak tek kapım sensin. Senin rahmet ve mağfiretinde son yoktur, der.”

     schoenerosen7fs8mk6hb8yzschoenerosen7fs8mk6hb8yzschoenerosen7fs8mk6hb8yz