gizem's profileİnsanlar başaklara benze...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    January 02

    .

     
     

    bu davet sana özel

     

    Uzun zamandır hayata geçirmeyi planladığım bir kampanyanın, sana ÖZEL davetiyesi bu satırlar...

    Düşünsene, gecenin ortak bir saatinde, yüzlerce hatta binlerce el, aynı anda- aynı heyecanla- aynı sevinçle- aynı umutla- aynı ümitle  ve birbirinden özel dualarla ALLAH’LA buluşuyor...

     

    Alınlar secdeyle taçlandırılıyor, seccadeler gözyaşlarıyla ıslanıyor, tek bir yürek- tek bir dua oluyorsun gecenin sana ÖZEL karanlığında... Dua dua parlıyorsun, içten içe arınıyorsun, yepyeni sabaha inci beyazlığın da hazırlanıyorsun...

     

    Ne dersin? Sevdiklerini her gece bu muhteşem şölene davet etmeye var mısın? Eğer cevabın EVET ise, öyleyse gel benimle bu gecenin faziletini görmeye...

     

    Bu ışıl ışıl- pırıl pırıl gecemizin adı TEHECCÜD NAMAZI!...

     

    Yüce Rabbimiz, geceleri kalkıp TEHECCÜD NAMAZI kılanlar hakkında şöyle buyuruyor...

     

    "Onların yanları yataklarından uzaklaşır. ( Teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkarlar). Korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızktan ( hayır için ) harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için gözlerini aydınlatıcı ne güzel ( nimetlerin ) saklandığını hiç kimse bilmez"... ( es-secde, 32/ 16–17 )...

     

    Ne kadar güzel bir müjde bu sana değil mi? Rabbinin katında, gözlerini aydınlatıcı nimetler seni bekliyor... Bunun için yapman gereken tek şey, TEHECCÜD namazını kucaklaman...

     

    İnan bana hiç de zor değil bu davete icabet etmen... Yapman gereken tek şey, nefsine uymadan geceni namazla ve  dualarla şereflendirmen... Haydi uyan artık gafletten!... Unutma, uyku bitmez ama ömür bir gün- ansızın biter!

      

    SELAM VE DUALARIMLA...

     

    ölümüm...

     

    Gitme vakti... İşte geldi o an... Kollarımdan tutup götürüyorlar, daha önce hiç tanımadığım-görmediğim- hissetmediğim-varlığını bildiğim ama hiç hayal kuramadığım varlıklar...

    Etraf bembeyaz... Biraz da sisli sanki... Uçsuz bucaksız, buz gibi, kılıç gibi keskin bir boşluk var tam önümde...

    Ben, ben değilim artık... Dilsizim, sağırım, hislerim kayıp... Gözlerimden yaşlar geliyor ama canımı hiçbir şey yakmıyor... Donuk bir bedene sahibim sanki... Ama az önce evet daha az önce, derin derin nefes alıyordum oysaki...

    Kafam da bir sürü hayalim vardı, planlarım, ümitlerim, umutlarım, korkularım... Hepsi birden bire uzaklaştılar benden...

    Ama ben yarın sinemaya bilet ayırtmıştım, patlamış mısırla sinema keyfi yapacaktım, sonra sinema çıkışı kestane kebabı yiyerek eve dönecektim... Sonra, İstanbul’a gidip ailemi ve arkadaşlarımı görecektim, bol bol alışveriş yapacaktım...

    Okumak için sıraladığım bir sürü kitabım vardı, yazmam gereken bir yığın konu kaydetmiştim, cep telefonuma tüm sevdiklerimin doğum günlerini işaretlemiştim, kırgın olduğum birkaç insanla barışacaktım, hep ertelediğim planlarımı düzenlemeye başlamıştım, radyoya geri dönecektim, sadece kadınlara yönelik program projemi hayata geçirecektim, umre ve hacca gidecektim, çok iyi anne olacaktım, daha çok hayır işlerinde yer alacaktım, Afrika’ya gidip çocuklarla kucaklaşacaktım, İHH kermesin de tekrar gönüllü görev alacaktım...

    Meğer ceplerim de ne kadar çok şey biriktirmişim farkında olmadan... Ertelediklerim ne kadar da fazlaymış aslında... Hepsini hayata geçirmeyi ne kadar aksatmışım meğer... Ve ne çok şey planlamışım, ne kadar zamanımın kaldığını bilmeden, zamanı hoyratça tüketmişim, üşengeç yanlarıma yaslanmışım, hayatı içimde parsellemişim, odak noktalarım geçiciymiş meğer...

    Zamanım doldu işte... Uzun ve dar bir yoldan meçhule götürüyor, şaşkın ve ürkek adımlarım beni... Bu yeni yerimin bir SON değil, bir geçiş dönemi olduğunu biliyorum, gerçek anlamda “uyanacağım” ın farkındayım... Dünya uykusu çok ağırdı, gerçek hayatta uyanık kalma hissi beni kucaklıyor bir anda...

    İşte omuzlarda taşınıyorum, herkesi tek tek görüyorum... Eşim ağlıyor, abim ağlıyor, Gül ağlıyor, yeğenlerim ağlıyor...” Ne olur, ne olur ağlamayın” diyorum ama duymuyorlar ki beni... “Nasıl olur, sapasağlamdı, hayat doluydu, daha çok gençti, anne-babasına kavuştu işte” cümleleri kulaklarımı adeta tırmalıyordu... “Susun, ne olur susunnnnnnn”... Duyan yok... Demek ki, sesim çıkmıyor artık... Dostlarımın ve dinleyicilerimin söylediği “bıcır bıcır” sesim de terk etmiş beni...

    Uzun bir yolculuk yapıyoruz hıçkırıklıklar eşliğinde... Durduk... Geldik sanırım... Aşağıya indiriyorlar, omuzlarından yere koydular beni... “Açın artık tabutun kapağını ve çıkarın beni buradan” diye sesleniyorum tüm sevdiklerime... “ Eve gitmem lazım, ütülerim birikmişti, daha marketten alışveriş yapacaktım, başucumda duran kitabın sonuna geldim, sonunu çok merak ediyordum”...

    “Hey yy... E, hadi ama şaka çok uzadı artık, sürprizzzzzzz” diye bağırıp yerimden kalkmak istedim ama o da ne, kıpırdamıyor hiçbir uzvum... Sanki taş kesmiş her yerim, üzerime beton dökülmüş gibiyim...

    “Lütfen, ne olur biri bana yardım etsin, yalvarırım” diyorum ama nafile...

    Tutuyorlar beni, kocaman bir çukura özenle yerleştiriyorlar... 1 dakika... O tahtalar da neyin nesi... Siz, siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz yahu??? Hani, beni çok seviyordunuz, hani bensiz yaşayamazdınız, o zaman neden üzerime buz gibi toprak atıyorsunuz???

    Durun!... Ne olur... Nefes alamıyorum ben sanki... Anneciğim, babacığım çok korkuyorum ne olur yanıma gelin, lütfen-lütfen birileri bana yardım etsin...

    Herkes birşeyler okuyor, toplu halde birşeyler söylüyorlar, ağlayanları duyuyorum hala... Yoksa, yoksa bu bir kabus mu??? Evet, evet bu bir kabus ve birazdan bitecek eminim...

    Neden sustunuz??? Bu sessizlik de neyin nesi???

     

    Durun, durun gitmeyin... Ayak seslerinizi duyuyorum... Lütfen beni burada tek başıma bırakmayın... Ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum... Bu nasıl bir hal, aklım almıyor artık...

    Şimdi ne olacak bana? Neler gelecek başıma? Burası neresi? Bana ne yapacaklar? Burada ne işim var benim?...

    Durun!... Birileri geliyor sanki... 2 melek...

    Sustum, anlattım ve güldüm... Ben gerçekten ÖLMÜŞÜM!...

     

    hayırlı cumalar

     

    Hamdolsun...

    Aydan geceyi, güneşten gündüzü vareden,

    İnciyi midyenin midesinde,

    Balı arının peteğinde vareden,

    Yağmurdan baharı, topraktan çiçeği vareden,

    Kalbimizi yoktan var eden Rabbimize hamdolsun.

    Allahım!

    Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.

    Acıların karşılığında cenneti sunduğun,

    Günahlarımızı rahmetinle affettiğin,

    Sevgiyi bize verdiğin için,

    Sana şükürler olsun.

    Yokuşta elimizden tutan,

    Önderi bize dost kılan

    Melekleri bize arkadaş kılan.

    Aşkı kalbimize yoldaş kılan.

    Rabbimiz!

    Kalbimizdeki yaralarımızı iyileştir.

    Sana ve aşka yolculuğumuzu tamama erdir.

    Sevdiklerimizi koru.

    Çocukları koru.

    Senin adına dağları mesken tutanları koru.

    Bizi koru.

    Kalbimizi koru.

    Filistin’i koru.

    Çeçenistan’ı koru.

    Keşmir’i kou.

    Doğu Türkistanı koru.

    Afganistan’ı koru.

    Allahım!

    Bizi korkutma ki ;

    Bir ceylanız korkudan yüreğimiz telaşlanır.

    Bizi zorlukla sınama ki ;

    Kırılgan bir cesaretimiz var.

    Senden ayrı koma ki;

    Sevdiğimizden ayrılık,ferini alır gözlerimizin.

    Allahım!

    Bizi uzağında bırakma.

    Şahdamarımıza sırlarını akıt.

    Rabbim!

    Seni bilmenin heyecanını bize tattır.

    Alnımızı ateş denizlerine düşür her secde edişimizde,

    Kalbimizi gülle doldur.

    Yarabbi!

    Kalbimizi sevdir bize, kalbimizi koru,kalbimizi koru!

    Kalbimizi adadığımız rabbim!

    Adağımızı kabul et!

     

    AMİN

     

    elif olmak

     
     
    Dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….
    Zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..
    Yar’in huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim;
    Oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..
    Be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..
    Yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…

    “Elif” olmak zor imiş!

    Ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş! !

    Dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir,
    Bilir misin insan nasıl “elif” olur?
    Dilersin O’ndan sadece O’nun yarlığını, dilenirsin…
    O’nun kucağından başka mekânlar sana soğuk gelir,
    Üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir;
    Bildik mekanlar sıkar seni..
    Tanımadığın sîmalar sana âşina gelir,
    Tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı
    Nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın;

    Susmayı seversin; sükûtu seversin;
    Sükûtu hâl edinenleri seversin…

    Dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…
    Sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..
    Sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..
    Sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak;
    Ama herkes yüklenir üzerine..
    Yardımsız yar’lar doluşur dünyana..
    ”yardımıyla gelen yar” gitti diye…

    Aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum;
    Belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..
    Başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…
    …yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur,
    Yar’dandır … bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.

    “Elif” olmayı dileten de “var” imiş dostum;

    “Yar” olmayı dileyen imiş…

    Aşkta tıpkı ELİF gibidir isminde gizlidir ama okunmaz
    o olmadan da besmele sese gelmez o her şeyin içindedir hiç bir şeyde görünmez…

    (HZ..MEVLÂNA)

    ELİF okuduk ötürü
    Pazar eyledik götürü
    Yaratılanı hoş gör
    Yaradandan ötürü..

    (YUNUS EMRE)